Seni Atatürk’e Götüreyim mi?

Sene 2010.

On Yaşlarıma daha yeni girmiştim. Babam işleri nedeniyle Ankara’ya gidecekti. Yanında beni de götürmek istedi. Bana o an sorduğu soru ise on yaşında bir çocuk için bir nebzede olsa kalbinin hızlı atmasına vesile olan bir soruydu;

”- Seni Atatürk’e götüreyim mi?”

O yaşlarda aklımın erdiği kadarıyla ,Savaşlarda düşmanı yenen, Türkiye Cumhuriyetini kuran, bize bağımsızlığımızı veren o büyük komutanı görmeye gidiyordum. Heyecanım dünyalara değerdi. Anıtkabir’e bir an önce gitmek için can atıyordum. Sonunda gelmiştim.

Girişte , uzaktan hafifçe beliren Anıtkabir heyecanımı artırmaya başlamıştı. Kapıdan girdikten sonra uzunca bir yolda yürürken her yeri en ince ayrıntısına kadar inceliyordum. Yolun sonunda ise içinde bulundurduğu büyük komutanı belli edercesine gelen aslanlı yol vardı. Bu yol bittikten sonra ise artık hedefime bir adım daha yaklaşmıştım. Hemen yol bitiminde sol tarafımda karşıma çıkan Anıtkabir nefesimi kesmişti. Sanki Atatürk’ü gerçekten hissetmeye başlamıştım. Merdivenleri birer birer çıkarken içimden heyecanla beraber hızlıca dualar okuyordum. En sonunda Atamızın mezarını gördüğümde ise Asker selamımı verip dualarımın devamını getirdim. Bana bugün yaşama hakkımı veren Büyük Komutanla tam on yaşında tanıştım. Atatürk’ün balmumu heykelini gördüğümde ise gözlerimden yaşlar akıyordu. Bir türlü anlam veremediğim bu yaşlar akarken , ben ise onunla konuşuyordum.

” Büyük komutanım,
Kalbimin tam ortasında, sevgimin içinde kalan büyük Atatürk’üm. Seni tanıyamamak ve seni görememenin verdiği ızdırap ile büyük üzüntü duymaktayım. Her ne olursa olsun seni tanımaktan ve fikirlerini savunmaktan asla vazgeçmeyeceğim. Belki bana laf söyleyecekler, kızacaklar ama ben vazgeçmeyeceğim. Sen düşüncelerimi ve yaptıklarınla hayatımı aydınlatan büyük kahraman. Ülkemizi aydınlattığın gibi fikirlerinin de bizi aydınlatacağından bir gram şüphem yoktur. Sen sonsuza kadar kalbimde ve fikirlerimde olacaksın Atam. Kabrin Nurlarla dolsun.”

Seneler geçtikçe Atamın fikirlerini daha iyi anlıyor ve daha çok bağlanıyorum. Buradan bir kez daha sesleniyorum;

” Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersek, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağım vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceğim!”

Emanetin de senin gibi bizimle beraber sonsuza dek Payidar Kalacak ATAM.

Siz on sekiz yaşına ne zaman girdiniz?

13da3de642e705d5

Aşık olmanın yaşı yoktur ,ama Aşk her zaman on yedi yaşındadır.

Ben on dört yaşımda aşık oldum. ilk defa on dört yaşında hızlı atmaya başladı kalbim, ilk defa on dört yaşında anlamsızca gülmeye başladım. Sabahları okula giderken acaba onunla bugün konuşabilir miyim ? diye düşünmeye başladım hep. Ayaklarımın geri geri gittiği okula onu gördükten sonra koşa koşa gitmeye başladım. Yanına gittiğim de sırf sohbet etmek için belki de saçma sapan konular açtım. Aslında her şey burada güzeldi tam da burada. Kendi içimde olabilme ihtimali beni her zaman mutlu etti. Olmaması için neden görmedim.

Ben on beş yaşında sevdiğimi söyledim. Sürekli yanına gidip onunla konuşmak istedim. Zil çalar çalmaz karşı sınıfa koştum. Ne olacağı umurumda bile değildi. Bir süre sonra artık okuldan sonra bile onunla konuşmak istedim. Telefonla konuştum. Saatlerce ben ona bir şeyler anlattım o bana bir şeyler anlattı. Konuşurken Allah’ım diyorum içimden ne olur hiç bitmesin. Muhabbet bittikten sonra telefonu kapatıyorum ama çare değil hiç bitmesin istiyorsun. Bir süre sonra artık geceleri bile konuşur hale geldik. Günümün her saati onun olsun istiyordum her saati. Ben bu hayatta sadece mutlu olmak istiyordum ve bana hiçbir şey lazım değildi artık çünkü ben onunla olduğum her zaman mutluydum.

Ben on altı yaşında emek verdim. Sadece beğendiği küçücük bir hediye için iki gün boyunca uyumadan çalıştım. Küçücük bir tavşan. Kendi emeğinizle sevdiğinize hediye almanız kadar anlamlı ve güzel bir duygu eminim yoktur. Hediyeyi verdikten sonra göz bebeklerinin içinin gülmesi. Bana bakan o gözler için ben birçok şey feda edebilirdim şu hayatta. Şimdi ise sadece bir fotoğrafta gördüğünüz kadar.

Ben on yedi yaşında yaşadım en büyük ayrılığı ve acıyı. Artık hiçbir şey kalmadı ne bakabileceğim bir göz ne de zil çalınca yanına koşacağım biri. Eğer çok seviyorsanız ve kendinizi sevdiremiyorsanız işte orada bitiyor sizin hayatınız. Belki de aranızda mesafeler varken ayrılık yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Kocaman bir okul hayatınızı sevdiğinizle geçiriyorsunuz bundan onun bile haberi yok belki. Hayatınızın en mükemmel senelerini okulun son cumasında bir el tokalaşmasına bırakıyorsunuz.

Ben yirmi yaşındayım arkadaşlar. Ne sevdam değişti ne de sevgim. Birini gerçekten seviyorsanız asla pes etmeyin. Mağlup olana kadar bir şekilde yaşayın sevdanızı. Çok sevin ve çok sevilin. Emek verin sevdiğinize. Elinizden gelen her şeyi deneyin belki aşk bir yerlerde görür sizi. Ben ise mağlup olduğumu kabul ettim. Aşka, sevdaya ve sevdiğime onu ne kadar sevdiğimi gösteremedim. Bu yangın benle ölünceye dek yaşasın varsın.
Dünyanın o son günü sen beni arayacaksın Dilde söz , Elde emek bitti.

Ben yirmi yaşında Aşkta on sekizime bastım. Ya siz on sekiz yaşınıza ne zaman girdiniz?

DİLHUN

İçimde biriken çok şey var. Paylaşmak istiyorum oturuyorum klavyenin başına ne aklımdan bir şeyler geçiyor ne de elim harflere gidiyor. Telefondan açtığı tek kare fotoğraf hepsini harekete geçiriyor. Birden dünya yükü kelimeler dökülüyor aklımdan, ellerim emir almış gibi yazmaya başlıyor kelimeleri. Önceden birşeyler yazar sadece çevreme gösterirdim. Merakla sorardım ” Acaba bu yazımı beğenir mi? Bana böyle daha güzel bir gözle bakar mı?” diye.  Sonra onuda bir kağıda yazıp ona verirdim. Sanki tüm duyguları değişecekmiş gibi birde ertesi günü beklemem tam bir hayal kırıklığı. Ertesi gün bana ” teşekkür ederim ” demesi bile yetiyordu.

İnsanlara anlatınca güldükleri ama benim içimde büyük olan heyecanlarım vardı. Yanından geçerken hızlı çarpan bir kalbim, biraz vakit geçirince mutlulukla dolan ruhum vardı. Hiçbir şeyi değildim ama biriyle gördüğüm zaman bile kıskançlıktan ölürdüm. Ona olan büyük sevdamdan dolayı olacak ki sürekli onu bekledim. Başka hiçbir isteğim yok gibi yaşıyordum. Ama bu iş bir süre sonra Cemal Süreya’nın sözüne dönüştü.  Öyle büyümüş ki içimizdeki yalnızlık, sevilmeyi beklerken, beklemeyi sevmişiz. Beklerken de yavaş yavaş ölmeyi seçmişiz. İçinizde yaşattığınız tüm hayaller ve umutlar öldükten sonra sizden ne kalır ki? Seneler geçtikçe büyük bir kalp yarası, İçimde uçan kelebeklerin ölmesinden başka hiçbir şey elde edemedim. Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım şu hayatta. Pişman olacak vaktimde olmadı doğrusu ama sizlere demem gereken bir şey varsa oda Size Sevdasını ve güvenini verecek birini sevmeniz, Sizi ” Dilhun” yapacak birini değil.UserFiles,images,Haberler,cemal-sureya_

Söndüremediğim Alev

Gece oldu gene. Her taraf karanlık, penceremin köşesinden yansıyan sarı ışık altında düşüncelere dalıyorum her gece olduğu gibi. Gündelik bir konuyu düşünüyorum sonu ona çıkıyor. Annemi düşünüyorum sonu ona çıkıyor. Geleceğimi düşünüyorum sonu ona çıkıyor. Mutlu olayım diyip hayal kurmak istiyorum. İnsanın en mutlu olduğu ,herşeyi yapabildiği tek yer Hayalleridir derler. Uçsuz bucaksız duygular arasında sınırsız sevgi içinde hayal kurmaya başlıyorum ve sonu gene ona çıkıyor. Şimdi şimdi anlıyorum da benim herşeyim ona çıkıyor. Kötü bir durum bu. Hayatımda olmasını istediğim tek kişi yanımda değil. rezil, berbat ve kepaze bir durum. Seneler geçiyor, görmüyorum. hiç tutamadığım ellerini ve koklayamadığım saçlarını özlüyorum. Bu kadar felaket hayat içerisinde en acı olanı ise onunla asla bir daha yüzyüze gelemeyeceğimi bilmek ve onunla beraber bir daha asla gülemeyeceğimi bilmek.  Sen bu dünyada , kalbimin ve hayatımın en özel köşesine koyduğum namütenahi sevdiğim. O kalbimin içinde sensizlik hasretiyle yanan ve bir türlü söndüremediğim alev sensin.  Sonsuza kadar yanacak ve dumanınla beni yok edeceksin.

image